Doğum hikayesi | Demir Bebek

1 sene bugün bitti..o heyecanla beklediğim bebek var ya ..işte Demir bebek.. bugün tam 1 yaşına geldi.

Siz birazdan onun hikayesini aşağıda okurken biz onların 1. yıllarının kutlayışının mumlarını üflüyor olacağız 😉

Fiziken yanında olamasam da ilk senesini adım adım takip ettiğim küçük adamın bu mumları üflerken, doğduğu an gibi cin gözlerle bana poz vermesinden sonsuz haz duyacağım 😉

Yazının sonuna eve döndükten sonra bir kare daha ekleyeceğim 😉 Şimdilik sizi bu güzel satırlarla baş başa bırakıyorum.

 

 

 

 

Ben tesadüflere inanırım. Bazı insanların bazı insanların hayatlarına alakasız bir şekilde girmesinin- o sırada açıklanamasa bile- mutlaka ileride anlaşılacak bir sebebi olduğunu düşünürüm.
Ben Ayça’yı tanıdığımda o hobisi fotoğrafçılık olan 7/24 bir anne, bense hobisi pastacılık olan 9-6 bir çalışandım. Web sitemin tasarımı için bir kaç kez yazışmıştık o kadar. Ben her geçen gün onun profesyonel bir fotoğrafçı olmasına tanıklık ederken, O da sessizce benim pastalarımı izlermiş. O sırada kader ağlarını örmüş, bizi tekrar bir araya getirmeye karar vermiş. Bambaşka bir iş için hem güzel bir web sitesi hem de bir fotoğrafçı gerekince bir an da tüm yollar Ayça’ya çıkar. Hafif tedirgin ve mesafeli ilk buluşmanın ardından Caddebostan-Göztepe arasındaki o kısacık yolda daha yeni tanışmış iki insan birbirine neler anlatmış olabilir ki peşi sıra böyle bir dostluk başlasın? Cevabı kimse bilmiyor, öğrenmek de istemiyor! O sırada bildiğim bir şey vardı ki eğer anne olmayı başarırsam, bu işi yapsın yapmasın Ayça bizi çekmeliydi.

Gel zaman git zaman ben sonunda hamile kalmayı başardığımda Ayça işi epey ilerletmiş programı çok yoğun bir doğum fotoğrafçısı haline gelmişti. Bu mutlu haberi ilk paylaştığım insanlardan biriydi. Daha ben bir şey söylemeden, “ben çekeceğim” dedi. O günden sonra da sanki kendi hamileliğiymiş gibi heyecanla bekledi bu doğumu. Ben de Ayça’nın çektiği fotoğraflarına bakarak bekledim doğumumu. Her doğumda sıranın bana bir kişi daha yaklaştığını düşünerek o annelerin mutluluğunu paylaştım.  Doğuma yaklaşırken bizim fotoroman başladı, önce sürpriz baby shower partim, sonra da henüz yeni başladığı hamile çekimlerine gönüllü modellik derken sonunda doğum günü geldi çattı.


Hep korkuyordu Ayça, doğum ya planlı bir işle çakışırsa ya orada olamazsam diye. Bense hep rahattım, biliyordum o gelirdi, ne yapar eder gelirdi. Nitekim sancıların başladığı sabah onu aradığımda hastaneye çok yakın bir yerde oğluyla sabah keyfi yapacağını ne zaman istersem gelebileceğini söyledi. Sonra dayanamayıp olması gerekenden daha da erken geldi tabii ki. Benimkisi biraz kalabalık bir doğumdu, normal doğum uzun sürer gelmeyin desem de bir anda 9-10 kişi kapıda bekler olmuştu. Doğumun olacağı güne kadar pek çok organizasyonda maaile hep birlikte olduğumuzdan herkes Ayça’yı gayet iyi tanıyordu. Herkes ona bir şeyler soruyor, biraz vukuatlı giden doğum süreci ile ilgili yorumlarını alıyorlardı. Ayça benim doğumuma bir doğum fotoğrafçısından çok bilirkişi olarak iştirak etti diyebiliriz. Doğal doğum için 10 saat mücadele verdikten sonra yeterli açılma olmayınca sonunda suni sancıya ikna olmuştum. Kulislerde inadım tartışıla dursun, ben Ayça’nın tabiri ile “sessiz bir kabulleniş” içerisinde sancılarımı çekiyor, ara ara onun yüzüne bakıyordum. Hem gözlerinden moral almak hem de yüzü kızarıyor mu diye bakmak için. Eğer ters bir durum varsa Ayça kesin kızarırdı, demek ters bir durum yoktu, rahatlayabilirdim. Suni sancıdan dolayı neredeyse suratına kustuğumda bile hiçbir şey olmamış gibi davranabilecek kadar anlayışlı, yalnız kalmak istediğimi doktorlar anlamazken,  Ayça o anı hissedip hemen dışarı çıkacak kadar profesyoneldi. Sonunda doğumhane vakti geldiğinde yine göz göze geldik. İşte o an gelmişti, az sonra oğlum kucaklarımda olacaktı. Kendimi içinde bulunduğum ruhani sürece öylesine kaptırmış, o kadar yüksek bir konsantrasyonla nefeslerime odaklanmıştım ki, doğumhaneye girdikten sonra Ayça’yı hiç görmedim diyebilirim.
11 dakika gibi kısa bir sürede sadece 3 ıkınmadan sonra oğluma kavuştuğumda hala bir rüyada gibiydim. Benim miydi, ben mi doğurmuştum, içimden mi çıkmıştı, içime nasıl sığmıştı? Hayattaki tüm mutlu olduğumu sandığım anlarım boş gelmişti o an, bundan daha ötesi olamazdı. Anne olmuştum, aile olmuştuk.

Hayatımın en mutlu sürecinin ve en mutlu gününün baş tanığı, anneliğe giden tüm dikenli ve çiçekli yollarda yanımda olan, gülünce parlayan gözleriyle içimi aydınlatan moral kişim, sevgili arkadaşım Ayça. Hani ufak çocuklar bir şeyi yüz bin kez anlattırmayı çok severler ya, elimde olsa ben sana değil de sen bana defalarca anlat isterim o günümü, nasıl doğurduğumu! Allahtan fotoğraflarım var da o büyülü anlara geri dönüp içinde kaybolabiliyorum her istediğimde. Seninle tanıştığım güne minnettarım…

Ve sevgili oğlum, minik mucizem, meraklı cücem gelip karnıma konduğun o güzel Temmuz sabahından beri her gün katlanarak artan sonsuz mutluluklar içerisindeyim. Her gün ama her gün varlığın için şükrediyorum. İçimde böylesine büyük bir sevgi taşıdığımı bilmiyordum, sayende öğrendim, sevginle büyüdüm. Seninle birlikte her şeyi, herkesi, hayatı daha çok sever oldum. İyi ki doğdun bebeğim…