Doğum Hikayesi | Doruk Bebek

Annelerim..güzel annelerim.. şimdi onların dilinden onların günlerini dinleme vakti. Onlar yazacak ben yayınlayacağım.
Beraber geçirdiğimiz o günü kendi kalemlerinden okuyacağız bundan sonra 🙂

İlk hikaye benim de ilk hikayem.. benim için hepsi özel ama ilklerin tadı başka değil mi ? Ben bu hikayeyi anlatmıştım daha önce kendi penceremden şimdi Yasemin’den geliyor..

Hikaye’nin tarihi 10 Nisan 2009..Teşekkürler Yasemin!

Hiç hesapta yoktu…

Niyetine girilmemişti…

Bebek, çocuk, aile olma hayalleri kurulmamış, üzerinde tek heceli bir kelime dahi edilmemişti…

Söz yoktu, düşünce yoktu ama dünyaya gelmesi kesinkes karara bağlanmış bir bebek VARDI.

Canım benim… Tek başına öylece yaşayakalmış bizden habersiz…

Varlığından haberim olduğu ilk anda – ki bence talihsiz bir haber almaydı- ‘olamaz’ demiştim doktora.

Ardından kendimce gerekçelerini sıralamış ve ‘Nasıl olurdu?’nun cevabını beklemiştim doktordan.

Ama olmuş’ demiş, kalp atışını dinletmişti beni ikna edebilmek için.

Ve herşey tam da o anda konumunu değiştirdi içimde.

Önce müthiş bir sahiplenme.

Koruma içgüdüsü.

Varlığından haberdar olmadığım günlere haftalara yanma duygusu.

Ona zarar verecek şeyler yiyip içtim mi taraması???

Derken aaaaa ne oluyor? Nasıl hemen olayın içine girdim? Hiç düşünmediğim bir şeyi nasıl hemen kabullenebildim? Henüz fikri bile yokken bir bebek fikrine nasıl bu kadar hazırdım??? Üstelik yeni evliydim. Yapmak istediğimiz onca şey varken…

Evet. Sadece ve sadece minicik bir kalp sesiydi her şeyi ama her şeyi bir kenara itip sanki yıllardır anne olmak isteyen biri gibi beni tüm karşılaşacağım zorluklara karşı güçlendiren… İçimden gelen sesle çok konuşmuşluğum vardı ama bu ses bambaşkaydı. İçimden ama benden bağımsız bir sesti… Çok sevdim ben o sesi. (İkinci kontrolde kaydettik kalbinin sesini, hala dinlerim özledikçe, inşallah oğluma da dinleteceğim büyüdüğünde) Şimdi ise en sevdiğim ses oğlumun nefesi… Onu seyrederek, nefes alış verişini dinleyerek uykuya dalıyorum her gece ve şükrediyorum bütün kalbimle.

Haber bizim için beklenmedik olduğundan önemsiz bir öğle tatilinde yalnız gitmiştim doktora. Ne tesadüftür ki aynı gün Galatasaray’ın çok önemli bir maçı vardı akşama ve biz kayınvalideme akşam yemeğine davetliydik. Öğlen tatilinde gittiğim doktor kontrolünün sonucunu sormayan canım kocacığım akşam da maç heyecanı ile bana bir şey sormadı. Ben de ne yaptım? Hormonlarımın da etkisiyle kendimce alınıp ona bu heyecanlı haberi vermedim. Düşündükçe hala şaşarım ketumluğuma. İçimde kıyametler kopuyor. Hayatımda aldığım en sıradışı, en şaşırtıcı, en büyük, en güzel, en önemli haberi alıyorum ve bunu Selim’e telefonda değil de yüz yüze söylerim diye saklıyorum. Akşam yemeğinde Ayşe Annelerde tüm aile birlikteydik. Erkekler maç seyrederken biz hanımlar sohbet edecektik. Sohbet ettik etmesine de ben ne konuları anlayabiliyordum, ne anlamlı cevaplar verebiliyordum. Bol evetli, hep baş sallamalı öyle geçti akşam ama nasıl bir baş ağrısı saplandı beynime anlatamam. Maç biter bitmez baş ağrımı da bahane ederek evimize döndük. Hemen de yattım. Yattım ama ne uyku geliyor ne huzur… İçim içime sığmıyor. Selim’e söylememişim. Bunu ilk duyma hakkı Selim’cimin diye başka kimseye de haber vermemişim. (Ablam Maviş hariç :p ) Patlayacağım. E bir de benim melek kocamın bu haberi  bu kadar geç aldığına çok üzüleceği  düşüncesi sardı beni. Derken vicdan azabı. Ona bir de ‘ya bana kızarsa korkusu’ eklenince gecenin dördünde Selim’e söylemeye karar verdim.

Aramızda geçen konuşma aynen şöyleydi;

-Selim uyan benim çok başım ağrıyor.

-İlaç iç. (gözler kapalı, yarı uykulu, kafasını bile kaldırmadan)

-İlaç içmem yasak. Çünkü doktor bebeğe zarar verebileceğini söyledi.

Selim aniden uyandı, sağıma soluma döneyim derken yataktan yere düştü J))))) Işığı açtı, gözlerini kıstı ve kendisini toparlayıp nihayet sorabildi.

-Ne doktoru? Ne bebeği?

– E ben bu gün doktora muayeneye gittim ya unuttun mu? Hamileymişim.

Paylaşmak insanı gerçekten hafifletiyor. Selim, garibim sabahın dördünde sevinemedi bile. Canım benim kelimenin tam anlamıyla şok oldu ve bu hali bir iki gün sürdü. Neden sonra o da benim gibi birden bire sanki yıllardır evlat sahibi olmaya hasret bir baba olup çıkıverdi. Şimdi düşünüyorum da hamileliğim, doğumum, yeni doğan bebek bakımı ve şimdilerde oyun çocuğu olan oğlu ile oynamasına bakıp Selim’in bu dünyaya BABA olmak için gelmiş bir erkek olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim… Bir kere daha ne kadar şanslı olduğuma şükrediyorum…

Sonrası sorunsuz ve güzel geçen bir hamilelik. Hayaller, yürüyüşler, sohbetler, alış verişler, hazırlıklarla geçen mucizenin büyümesine tanık haftalar.

Ve nihayet son zamanlar gelmiş 39. haftamız da bitmişti. Herşey normal seyrindeydi. Doktorum benden normal doğum yapma konusunda oldukça ümitliydi. Ama ben beynimde bir türlü karar veremiyordum normal mi olsun sezeryan mı olsun diye. Çünkü oğlum tosun gibi olmuştu ve 4 kiloya dayanmıştı. Korkuyordum. Olası bir aksilikte bebeğime bir şey olur mu korkusu sarmıştı beni. Bir gün ‘amaaaan canım, dünya kurulalı beri her kadın bunu yapabilmiş, elbet ben de yapabilirim’ diyor ertesi gün ‘ya bir aksilik olursa’ diye vesveseye kapılıyordum. Benim kararsızlığımdan olacak oğlum da dünyaya gelmek için herhangi bir harekette bulunmuyor, bir türlü kanala inmiyordu. Doğum günümde ( 01.04 ) bekledim belki bana sürpriz yapar da kendiliğinden gelir diye ama gelmedi.  40. haftamız bitmişti. Artık gün aşırı doktora gidiyorduk. 01.01 de kendiliğinden doğmayınca, 04.04 te sezeryanla doğurayım şık bir tarih olsun dedim, doktorum istemedi. Her şey çok normal seyrediyor, bekleyelim bu gün yarın kendisi gelecektir dedi bizi eve gönderdi. 06.04 te yine gittik hala tık yoktu. Tamam o zaman 08.04 te alırız o halde dedi Herman Bey. Hiç unutmuyorum, 08.04 Çarşamba günü doğumum var diye bir telaş, bir hazırlık, bütün eşe dosta haber saldık, malum 41. Haftanın içindeyiz, herkes tetikte ha bu gün ha yarın oğlum doğacak diye. O hafta da aksi gibi Obama Türkiye’de. Köprüyü olmadık saatlerde trafiğe kapatıyorlar. Selim’cim işten izin aldı 10 gündür evde. İzni bitti, doğum olmadı, Obama memleketine dönmedi, yollar açılmadı, Selim beni bırakıp işe gidemedi, oğlum gelmedi derken Çarşamba oldu büyük gün geldi. İki annemin koluna girip valizimiz elimizde hastanenin yolunu tuttuk J. Neredeyse tüm ailem, Meltem’cim ve Ayça oradaydık… Toplandık, bir yandan hoş beş bir yandan sıramı gözetiyorum derken Hoooop Herman Bey, bizi bu gün de eve gönderdi. Yarın kendiliğinden gelmezse Cuma sabah erkenden alırız dedi ve beni ‘aşağıdaki kalabalığa ne derim ben şimdi’ düşüncesi ile başbaşa bıraktı. Aşağı inip haberi veremiyorum mahcubiyetimden. Hayır doğuramadığıma mı yanayım, her iki günde bir oğlumu kucağıma alabilmeyi ümid edip elim boş eve döndüğüme mi yanayım, o kadar insanı işinden gücünden edip hastanelere döktüğüme mi yanayım bilemedim. Ama en çok da Ayça’cığım sana yanlış alarm verdiğime üzüldüm biliyor musun? Çok mahçup olmuştum gerçekten.

Yine elim boş olarak ama dönüş yolunda canım Selim’cim in o güzel sesinden şarkılar dinleyerek döndük evimize. Artık işi makaraya vurmuştuk. Espiriler havada uçuşuyor, doğuma gelen ailemle birlikte hiç hesapta olmayan sıcacık bir parti havası oluşmuştu birden bire. Bana sorarsanız on tane doğum öncesi partisine değişmezdim. 10.04 Cuma günü olduğunda artık sınav arsızı olan öğrenciler gibi normal ve sıradan bir günmüş gibi elimi kolumu sallaya sallaya gittim hastaneye. Gariptir ki heyecan ve korku dahil hatırladığım hiç bir duygu yoktu içimde. Sanki üçüncü çocuğunu doğuran bir anne sakinliği ile yaptırdık işlemlerimi. NST ye bağlandım. Ölçümler alınırken bir yandan da  ziyaretçilerim yanıma uğruyorlardı. Annem, Ayşe annem, Yasemen, canım abim ve beni en çok rahatlatan Ayça. Sana karşı garip bir duygudaşlık gelişmişti bende. Aynı yollardan yakın zamanda geçmiş bilinçli bir anne duruyordu karşımda. Her konuda cömertçe düşüncelerini paylaşan ve bunu dikte eder gibi değil, sinir bozan bilgiç bir tavırla hiç değil kendine özgü sıcaklığı ile çok güzel bir üslupla yapan, yeşil (göz), kırmızı(yanak), beyaz(diş) ve gülünce daha da aydınlanan pırıl pırıl dupduru bir kadındı Ayça… Dakikalar sonra benim de katılacağım anneler sınıfının en iyi örneklerinden biriydi bana sorarsan… İşte yine hiç aklımda olmayan bir armağan sunmuştu hayat bana. Ayça’cığım tekrar teşekkür ederim sana. Verdiğin müthiş olumlu enerjin için. Birden bire doğumuma dahil olduğun için.

Doğumhaneye girerken Selim’cime son bir kez bakmak ve o anı unutmamak istedim. Onu ne kadar sevdiğimi, hayatın bana sunduğu en güzel armağanın şeksiz şüphesiz ‘O’ olduğunu gözlerimle ona aktarabilmeyi umarak kocacığıma baktım ve bir kez daha şükrettim.

Ameliyathane soğuktu, çoraplarımı giymiştim neyse ki. Çıkarmamalarını rica ettim. Bir de Herman Bey gelmeden beni uyutmamalarını söyledim. Anestezi doktoru çok sevimliydi. Beni gerçekten çok rahatlattı. Herman Bey’i görünce daha da rahatladım ve servisteki uykularıma benzer, hani nerede daldığını asla hatırlamadığın, çok kısa ama çok tatlı olan o uykulardan birine daldım. Bire 10 vardı galiba saate baktığımda. Sonrası benim için meçhul… İlk uyanıklık halim uyanma odasındaydı sanırım. Saate tekrar baktım. 1.15 ti… Çok az zaman geçmişti. Söylediğimi hatırladığım ilk şey ‘Selim’i görebilir miyim? O beni merak eder şimdi. İyi olduğumu görmesi lazım’ gibi bir şeylerdi. Oğlum ya da doğum hiç aklıma gelmiyordu. Sanki ben oraya başka bir ameliyat için gitmiştim. Beni bir on dakika kadar tuttular orda sanırım. Sonra asansöre bindirildim ve odama götürüldüm. Uyanıktım ama görüntüler fotoğraf gibi an an kare kare kesiktiler. Bir film izliyormuş gibiydim. İlk gördüğüm canım arkadaşım Sevda’ydı sanırım. Ağlıyordu. Ve her ağladığında olduğu gibi yüzü kıpkırmızı olmuştu. Canım benim. Sevgili kadim dostum. Kendimi çok iyi hissediyordum. Hiç ağrım incim yoktu. Güçlüydüm. Ama hala bebeğim düşmemişti aklıma.

Sezeryan ile doğum yapmanın en kötü yanı nedir diye sorsalar, hiç düşünmeden bebeğimi ilk gördüğüm anı hatırlamıyor olmam derim. Evet, benim ‘o ilk an’ım yok malesef L Oğlumu yanıma getirdiklerinde ona nasıl baktığımı, ne hissettiğimi, Ayça’cığımın an an çektiği fotoğraf karelerine bakarak tahmin etmeye çalışıyorum sadece 🙂

İlk an yok ama kucağıma verildiğini hatırlıyorum. İlk meme tutuşunu, yavrumun ipeksi tenini, yanağını yanağıma dayadığımı, yanımdan hiç gitmesin istediğimi çok iyi hatırlıyorum. Kuzum benim. Yavrum benim. Teni ne kadar da güzeldi. Rengi hiç öyle yeni doğan gibi değildi. Pehlivan gibiydi oğlum. 4.170 gramdı. Nasıl da kocamandı. Beyaz-pempeydi. Çok güzeldi. Göğsümde mışıl mışıl uyuyor, mıc mıc emiyordu.

Hayat bana verebileceği en güzel hediyeyi vermişti işte. Hem de bana sormadan 🙂

bundan sonra artık hiç bir şey vermese de olurdu

Biliyorum yanlış bir duaydı ama içimdeki duygunun tam tarifi buydu.

Üçümüz artık kocaman bir aileydik.

Anne – Baba – Oğul

Hayallerim, aşkım ve ben.

Bebeğim emmeye başladığı zaman anladım

Yaşadığım tam bir aşk hali idi

Bildiğim;

Ömrüm boyunca süreceği idi 🙂