Can Bebek

Şebnem‘e dvdlerini vermeye gittiğim gün kayınvalidesi ile tanıştım Tuba’nın. Hep beraber slideshowu seyrettik. Yapılan işi teslim ettiğinde hep beraber seyredilmesi tadından yenmez bir durum, annenin göz yaşlarını görmek, bu ana ortak olmak. İşte o gün bu ana ortak olan Tuba’nın kayıvalidesi benden bahsetmiş eve gittiğinde bebek bekleyen gelinine ve Tuba’nın beni tanıdığını bilmeden tabii.. Böyle küçük süprizler olduğunda çok hoşuma gidiyor, Tuba benim blogumu takip edermiş meğer. Bu bilgi doğrultusunda ilk konuşmamız 40 yıllık arkadaş gibiydi zaten 🙂 Samimi ve birbirini tanıyan iki arkadaş gibi. Bir öğlen yemek yiyelim o zaman dedik ve ben oğlumu da alıp gittim : limonatanın içine elini kolunu soka soka bizi doğum hariç herşeyden konuşturdu ya.. keyifli bir öğlen yemeği olmuştu.

Bu işe başladığımdan beri ilk defa telefonumu uyurken baş ucuma koymadım o akşam. Sabah kalktım,salona gittim ve telefonum orada 7 kere çalmış: 7 tane Tuba araması gece saat 3 ten itibaren! “Ah dedim Tuba o kadar söyledin ki doğuma yetişebilir misin diye al işte kaçırdım” diye korkarak numarayı çevirdim. Derin bir OH çektim.. gece hastaneye yatmış ve hala doğum devam ediyor..

Odaya girdiğimde bana “paranın faizi yazındaki fotoğraf bu oda değil mi?” diye sordu. Cevabım bitmemişti ki o odada fotoğrafını çektiğim sevgili Nazlı’nın adı telefonumda yazıyordu. Hem Nazlı hem ben hem Tuba son derece etkilendik bu durumdan ve bunu yazmalıyım diye akıl not defterime ekledim. Bu kadar birbirine bağlanan bir zincirdi işte Tuba ile enerjilerimizi birleştiren.

Ve “doğum başladı ben hastanedeyim” dediğinde nedense ben de O’nun kadar sakindim. Tubayı tanıdığım ve hangi fotoğrafları beğendiğini bildiğim için de işim çok kolaydı. Odaya girdiğimde ise tüm bu süreçten sonra çok yakın bir arkdaşımın doğumunu görüntülemeye gelmişim gibi bir his vardı. Sanmayın ki yakın arkadaşlarınızı çok rahat çekebilirsiniz: aksine heyecan daha fazla artar. Tuba sakindi, gelen doğum dalgalarını büyük bir sükunetle karşılıyor ve sık sık gülücükler atıp elinden düşürmediği yelpazesi ile serinliyordu. Her şey çok eğlenceli geçiyordu, sanki akşam üzeri çayına gelmişiz edasıyla annesinin yaptığı harika kapı süsünü konuşup yeni iş girişimlerini tartışıyorduk. Birden oldu, birden bebek basmaya başladı, doğumhaneye girdik. Daha baba Rıfat gelmemişti, Tuba biraz titriyordu. Kim demiş “sadece fotoğraf çekin, göreviniz fotoğraf çekmek doğum için moral vermek değil “diye şaşarım. Elimi alnına koydum : “devam et Ayça çok iyi geliyor” dedi. “Korkma” dedim, “gördüğüm en rahat doğum, Can çok kolay gelecek”.

Doktoru Levent Şentürk, ilk defa doğumna girdiğim son derece keyifli,pozitif, güler yüzlü doktor..ve Rıfat, fotoğraftan pek haz etmeyen en taze baba 🙂  geldi o sırada, rolleri değiştik. 3 ıkınma..sadece 3 tane..Can kollarının arasındaydı Tuba’nın..

Bu kadardı hikaye..sakin, kontrollü , bilinçli, pozitif…minicik bir adam geldi odaya, minyon ve sevimli mi sevimli.. Hani gönlüne göre versin derler ya insana.. gönlü gibi pırıl pırıldı Tuba’nın kucağına konan o küçük melek …

Daha önceden konuştuğumuz gibi ben o hafta Can’ın fotoğraflarını çekmeye eve gittiğimde ise benim için harika bir süpriz vardı. Çekimden önce ben bebeklerin banyo yapmasını tercih ediyorum ki sakinleşsinler ancak Can henüz yapmamıştı.
Doğumdan önce doğumu, emzirmeyi hepsini bir kenara atarak “aman tanrım ben bebeğimi nasıl yıkarım” diyip kurslara koşmuş bir anne olarak ben en çok yıkama işleminden korkuyordum ilk zamanlarımda. Bebeğimi ilk defa tek başıma yıkadığımda bacaklarım titremişti. O gün Can bebeği küvetinde kolumun kenarına yaslayıp yıkamak beni o zamana götürdü. Bu sefer tabii ki korkmadım ama heyecanı aynı 🙂 minicik ıslak balık gibi bir beden, suyu döküyorsun ve daha tenine değmeden o müthiş enerjisini görüyorsun. Uzun zamandır bebek yıkamadığım belli mi ? 🙂  Beni ortak etmeleri harikaydı bu yıkama ritüeline.

Ve sonra tahminim üzerine Can bebek uyudu! Arada uyanmalarında ya da hafif ağlamalarında iki gün önce gittiğim Harvey Karp konferansında öğrendiğim, “hay allah bebeğim de yok bunları nasıl test ederim ki ben şimdi” dediğim herşeyi Can üzerinde test ettim onayladım.

Bu güzel baykuş şapkayı Can’ın anneannesi yaptı ve işin güzel tarafı zarif bir şekilde bana hediye etti. 🙂 O kadar harika şapkalar yapmış ki o gün için… Yeni doğan çekimlerim için bir kaç şapka siparişini vermek üzere hazırladım bile..

Bundan sonrası, Can’ı kokladım, bizi üzmediği, bu kareleri çekmemize izin verdiği için kulağına teşekkür ettim, kalbimin bir parçasına ondan aldığım sevgi damlacıklarını ektim ve kapıyı kapatıp onları başbaşa bırakıp evime döndüm..

Bir de şans karem var uzun zamandır yazmadığım için koyamadığım 😉 Doğumahaneye giderken herşeyi bırakıp da Tuba’nın “şans kareni çekmeyi unutma” dediği …