
Şebnem
Bu işe başladığımdan beri ilk defa telefonumu uyurken baş ucuma koymadım o akşam. Sabah kalktım,salona gittim ve telefonum orada 7 kere çalmış: 7 tane Tuba araması gece saat 3 ten itibaren! “Ah dedim Tuba o kadar söyledin ki doğuma yetişebilir misin diye al işte kaçırdım” diye korkarak numarayı çevirdim. Derin bir OH çektim.. gece hastaneye yatmış ve hala doğum devam ediyor..
Odaya girdiğimde bana “paranın faizi yazındaki fotoğraf bu oda değil mi?” diye sordu. Cevabım bitmemişti ki o odada fotoğrafını çektiğim sevgili Nazlı’nın adı telefonumda yazıyordu. Hem Nazlı hem ben hem Tuba son derece etkilendik bu durumdan ve bunu yazmalıyım diye akıl not defterime ekledim. Bu kadar birbirine bağlanan bir zincirdi işte Tuba ile enerjilerimizi birleştiren.
Ve “doğum başladı ben hastanedeyim” dediğinde nedense ben de O’nun kadar sakindim. Tubayı tanıdığım ve hangi fotoğrafları beğendiğini bildiğim için de işim çok kolaydı. Odaya girdiğimde ise tüm bu süreçten sonra çok yakın bir arkdaşımın doğumunu görüntülemeye gelmişim gibi bir his vardı. Sanmayın ki yakın arkadaşlarınızı çok rahat çekebilirsiniz: aksine heyecan daha fazla artar. Tuba sakindi, gelen doğum dalgalarını büyük bir sükunetle karşılıyor ve sık sık gülücükler atıp elinden düşürmediği yelpazesi ile serinliyordu. Her şey çok eğlenceli geçiyordu, sanki akşam üzeri çayına gelmişiz edasıyla annesinin yaptığı harika kapı süsünü konuşup yeni iş girişimlerini tartışıyorduk. Birden oldu, birden bebek basmaya başladı, doğumhaneye girdik. Daha baba Rıfat gelmemişti, Tuba biraz titriyordu. Kim demiş “sadece fotoğraf çekin, göreviniz fotoğraf çekmek doğum için moral vermek değil “diye şaşarım. Elimi alnına koydum : “devam et Ayça çok iyi geliyor” dedi. “Korkma” dedim, “gördüğüm en rahat doğum, Can çok kolay gelecek”.

Doktoru Levent Şentürk, ilk defa doğumna girdiğim son derece keyifli,pozitif, güler yüzlü doktor..ve Rıfat, fotoğraftan pek haz etmeyen en taze baba 🙂 geldi o sırada, rolleri değiştik. 3 ıkınma..sadece 3 tane..Can kollarının arasındaydı Tuba’nın..

Bu kadardı hikaye..sakin, kontrollü , bilinçli, pozitif…minicik bir adam geldi odaya, minyon ve sevimli mi sevimli.. Hani gönlüne göre versin derler ya insana.. gönlü gibi pırıl pırıldı Tuba’nın kucağına konan o küçük melek …
Daha önceden konuştuğumuz gibi ben o hafta Can’ın fotoğraflarını çekmeye eve gittiğimde ise benim için harika bir süpriz vardı. Çekimden önce ben bebeklerin banyo yapmasını tercih ediyorum ki sakinleşsinler ancak Can henüz yapmamıştı.
Doğumdan önce doğumu, emzirmeyi hepsini bir kenara atarak “aman tanrım ben bebeğimi nasıl yıkarım” diyip kurslara koşmuş bir anne olarak ben en çok yıkama işleminden korkuyordum ilk zamanlarımda. Bebeğimi ilk defa tek başıma yıkadığımda bacaklarım titremişti. O gün Can bebeği küvetinde kolumun kenarına yaslayıp yıkamak beni o zamana götürdü. Bu sefer tabii ki korkmadım ama heyecanı aynı 🙂 minicik ıslak balık gibi bir beden, suyu döküyorsun ve daha tenine değmeden o müthiş enerjisini görüyorsun. Uzun zamandır bebek yıkamadığım belli mi ? 🙂 Beni ortak etmeleri harikaydı bu yıkama ritüeline.

Ve sonra tahminim üzerine Can bebek uyudu! Arada uyanmalarında ya da hafif ağlamalarında iki gün önce gittiğim Harvey Karp konferansında öğrendiğim, “hay allah bebeğim de yok bunları nasıl test ederim ki ben şimdi” dediğim herşeyi Can üzerinde test ettim onayladım.

Bu güzel baykuş şapkayı Can’ın anneannesi yaptı ve işin güzel tarafı zarif bir şekilde bana hediye etti. 🙂 O kadar harika şapkalar yapmış ki o gün için… Yeni doğan çekimlerim için bir kaç şapka siparişini vermek üzere hazırladım bile..



Bundan sonrası, Can’ı kokladım, bizi üzmediği, bu kareleri çekmemize izin verdiği için kulağına teşekkür ettim, kalbimin bir parçasına ondan aldığım sevgi damlacıklarını ektim ve kapıyı kapatıp onları başbaşa bırakıp evime döndüm..

Bir de şans karem var uzun zamandır yazmadığım için koyamadığım 😉 Doğumahaneye giderken herşeyi bırakıp da Tuba’nın “şans kareni çekmeyi unutma” dediği …

Yorumlar (4)
Tuba Bozacioglu :
04 Ağustos 2010 | 21:03Ayça’cım; yüzü güzel, kalbi güzel,yaptığı iş güzel tatlı arkadaşım benim..
Gerçekten de Nur anne ‘Ayça Oğuş çekmiş Şebnem’in doğum fotoğraflarını’ deyince ben aaa Ayça mı dedim, sanki seni tanırmışım da ‘hmmm, bizim Ayça mı?’ dermişim gibi :))
Sonra senin de anlattığın gibi Reasürans Pasajındaki o keyifli öğlen yemeğinde resmen tanışmış olduk.. hatta daha da güzeli Erin’le de tanıştım. Sanırım her limonata içtiğimde Erin’in o buzları almak için elini daldırışı gelecek gözümün önüne:D Gerçi ondan da feci olan en alttaki kirazı almaya çalışması olmuştu :DD
13 Temmuz sabah saat 03:00 te doğumun o gün olacağını anladığımız an önce doktorumu sonra seni aradım:) öyle üzülmüştüm ki gelemeyeceksin diye, neyse ki tahmin ettiğim kadar çabuk olmuyormuş doğum 🙂
Hayatımı çok daha anlamlı kılan canım yavrum, Can’ımın doğumunda, o önemli günde, yanımızda olmandan öyle mutluyum ki, hala evde senin gözlerinle o günü izlerken gözyaşlarına boğuluyorum. Can ne zaman izleyecek bunları diyorum? annesinin, babasının, tüm ailesinin yüzündeki o mutluluğu, heyecanlı bekleyişi, coşkulu karşılayışı.
İyi ki varsın Ayça’cım.. TEŞEKKÜRLER:))
admin :
04 Ağustos 2010 | 23:22Tubacım esas ben teşekkürler bu kadar duygu yüklü güel enerji yüklü gününüzü benimle paylaşıp bana emanet ettiğiniz için 🙂
Siz tanıdığıma tüm ailenizi çok memnunum ben 🙂
Nihan :
08 Ağustos 2010 | 21:54ben niye ağlıyorum peki?
çok güzel hikaye.. çok güzel doğum… çok güzel anne… çok güzel bebek…
ellerine sağlık ayça
ah şu harvey karp martta geleydi!
admin :
08 Ağustos 2010 | 23:19🙂 sen hala lohusa mısın yoksa :)))
valla ama Demir Martta ağlamıyordu ki .. sadece uyumuyordu 😀